Yetmiş beşin ağustosuydu, bir sınır köyünün yaylası, karşı yaka Sovyetler. Karnı burnundaydı Selvinaz'ın. On sekizinci gününde Ağustos'un , davarları kattıktan sonra mala, şiddetlendi sancısı. Neyse ki yayladaydı Satlel'in ebesi Süsenber Ana,oracıkta bir çamın dibinde doğurdu oğlunu ,Hasret'ini ,Selvinaz, Babası gurbetteydi,Hasret'in . Bandırma ambarlarında çalışıyordu.Kazım Çavuş, Hasret'in dedesi yani , tel çekince Bandırma'ya -o vakitler telefon yoktu ,tel çekilirdi mutlak duyurulması gereken bir haber olduğunda- on gün sonra geldi Posof'a , yağmurlu bir günde. Akşam namazından sonra caminin avlusunda otururken ilk Yakup'a açtı konuyu ,alacaktı oğlunu ve karısını, Bandırma'ya gidecekti,elbet bulurdu başını sokacak bir gecekondu.''Gurbetlik zor'' dedi, ''Gurbette yalnızlık daha da zor.'' ''Zor'' dedi Yakup 'da ''Kazım Çavuş'a bunu anlatmak çok zor. '' Ertesi gün Soğuk Puarı biçerken babası ile , yemek için oturduklarında ,utana sıkıla , 'Baba,bir şey diyeceğim.Ben Hasret'i, Selvinaz'ı alıp gideyim haftaya derim Bandırma'ya''Hiddetle yerinden fırladı Kazım Çavuş;''Delirdin mi ola sen , kimin yüzüne bakarım ben sonra,Kamil terk etti derlerse yurdu! '' Çekti gitti hışımla , tırpanını bile bırakarak tarlada, Bir hafta boyunca ne oğlunun,ne gelininin, ne de torununun yüzüne bile bakmadı Kazım Çavuş . Cilvanaya kadar at üstünde gidip, Eminbey sapağına kadar yürüdüler. Simsiyah tek kapılı bir otobüsle yola koyuldu,kırkı bile çıkmayan Hasret'i ve Selvinaz'ı ile Kamil , ardından el sallayanı bile olmadan Bandırma'da bir kaç gün arkadaşı Yahya'nın evinde kaldılar, sonra da 40 liraya kiraladığı gecekonduya bir sedir biraz da kap kaçak alarak kendi evlerinde. Yıllar yılları kovaladı,Okula gitmeden okumayı söktüğünde Hasret,Ereğli'deydiler artık, Kamil 'de Erdemirli. Büyüdü, üniversite okudu, mühendis oldu, Almanya'ya yerleşti Hasret. Kamil emekli, Selvinaz'ın şekerden gözleri kapalı . Çok başarılıydı Hasret.Çok başarılı ama çok yoğun. Evlenmemişti hiç. Aksatmaz her sabah arardı anasını, o doğduğunda hiç bir evde olmayan ,şimdilerde ise çoluk çocuğun bile elinde olan telefonundan. Bir sonbahar sabahı bir yazı ilişti gözüne, ara sıra gezindiği Türkçe sayfalarda ; ''Doğdukları yerde ölenler... '' Anasının telefonu kapatmadan önce söylediği geldi aklına; ' Can sağ iken , bir kere koklayayım oğul köyü !'' O zaman komik gelmişti , anasının dediği, köyü koklamak . O zamandan utandı, içi bir tuhaf oldu.Köy koktu burnunda ,20 senedir , görmediği köy. Asistanını aradı, işi acildi, ilk uçakla İstanbul'a gidiyordu.İstanbul'da da bir dört çeker jip hazır olsundu, şoför istemez. Gece yarısı Ereğli'deydi Hasret. Baba evinde önce , şaşkınlık , tedirginlik.Sonra da bayram. Ertesi gün aldı ana babasını da çıktılar yola.Bir akşam Amasya'da kaldılar. Bir akşam Şavşat'ta . Babası namazını kılar kılmaz düştüler bu kez Posof yoluna. Neredeyse in cin top oynuyordu köyde.Bir zamanlar elli hanenin olduğu, bir karış toprak için kavgaların çıktığı Satlel'de bir muhtar kalmıştı, bir imam , bir kaç da kimi kimsesi kalmamış ihtiyar.Kazım Çavuş'un caminin girişine bakan, buz gibi kürünün hemen yanında olduğu için, zamanında köyün en değerlisi olan taş evinin önünde soluklandılar biraz,muhtar emmi ile sohbet ettiler üç beş. Sonra '' Hadi '' dedi Hasret. '' Yaylaya çıkalım. '' Yayladaki evler hep yıkıldı'' dedi muhtar, ''Yaylaya, yol, iz bile kalmadı.'' '' Olsun '' dedi Hasret ,''Arabanın gittiği yere kadar '' Arabayla yaylanın tepesine kadar çıktılar ama aşağıya , yaylaya inmek mümkün değildi.Buradan bakmak, koklamak bile yetmişti hepsine. ''Jola '' dedi babası,'' Jola toplayalım bari'' Hasret ana, babasını indirdi arabadan .'' Montlarınızı giyin, üşütmeyelim '' dedi, kendi montunu da aldı eline arabanın bagajından '' Siz toplamaya başlayın , ben de arabayı çevirip geleyim'' Kamil, gürültüye kafasını kaldırdığında koca arabanın yaylaya doğru yuvarlandığını gördü, Hasret'in montu da fırlamıştı arabadan ,yuvarlanıyordu mont. Yuvarlandı yuvarlandı ,yuvarlandı , yaşlı bir çama vurdu ve durdu.











